Günümüzün Yaşayan Efsanesi: Denizatları

Günümüzün Yaşayan Efsanesi: Denizatları

Tahsin CEYLAN
Tahsin CEYLAN Sadece bizim için değil, Türkiye için bir sualtı kahramanıdır.
Dalış Rehberi

Yazı ve fotoğraflar: Tahsin Ceylan
GEO, 2015 arşivinden. Metin, ilk yayımlandığı dönemin anlatımını ve gözlemlerini yansıtır.

Günümüzün Yaşayan Efsanesi: Denizatları - Tahsin Ceylan’ın sualtı fotoğrafı
Fotoğraf: Tahsin Ceylan

Haklarında çok yazılar yazıldı, çok hikayeler anlatıldı. Kimisi için bir süs eşyası, kimisi için bir dilek unsuru, kimisi için de düşsel bir yaratık oldu. Mitolojide, kıyıya vuran ölü denizatlarının, aslında denizin derinliklerinde, deniz tanrısı Poseidon’un arabasını çeken dev aygırların yavruları olduklarına inanılırmış. Kıyılarda ölü denizatlarını gören balıkçılar, sefere çıkmadan önce Poseidon’u ve deniz perilerini (Nereidler) hoşnut etmek için denize içi şarap dolu kupalar atarlarmış. Poseidon’un büyük mavinin derinliklerindeki bir sarayda yaşadığı ve elinde sürekli üç çatallı bir yaba taşıdığı anlatılır.

Bir gün Nakşa Adası yakınlarında kardeşleriyle dans ederken, evreni saran tüm denizlerin sualtı tanrıçası olan Amphitrite ile tanışır. Poseidon’un onu uzun zamandır sevdiği ama genç kızın onu reddederek okyanusun derinliklerine gizlendiği anlatılır. Bir gün yunuslar tarafından bulunan Amphitrite, görkemli bir seremoniyle Poseidon’a getirilir ve evlenirler. Bu evlilikten bir çocukları olur ve Triton adını alır. Triton, helezonik bir sedef kabuğunu boru olarak seçer ve üflediği zaman kudurmuş dalgaların seslerine benzer sesler çıkarır.

Charonia tritonis adıyla tanıdığımız ve yumuşakçaya ev sahipliği yapan boş kabuğu kulağımıza dayayıp dalgaların sesini duyabilme özlemimiz de işte buradan geliyor. Aynı zamanda eski zamanlarda, denizcilerin bu kabuğu haberleşmek amacıyla düdük olarak da kullandıkları bilinmektedir. Denizatları, çoğu insan tarafından hikaye kitaplarındaki kahramanlar gibi düşsel bir yaratık gibi düşünülse de denizkızı gibi bir efsane veya mit değil, yaşayan gerçek bir canlıdır. Denizatlarını diğer balıklardan ayıran özelliklerden biri, vücutlarının pullarla değil, halka şeklindeki kemik plakalarla kaplı olmasıdır.

Kemik plakalar predatörlerinden korunmalarını sağlamakla birlikte, denizatlarının hareket yeteneklerini sınırlamaktadır. Bu plakaların sayısı farklı türlerde farklı sayılarda olduğundan sistematikte ayırt edici özellik olarak kullanılmaktadır. Yine sistematikte kullanılan ‘taç’ yapıları ise onlara belki de engin maviliğin bir armağanıdır. Alt ve üst çene bir araya gelerek burnu oluşturur. Küçük ağızları tüp şeklindeki burnun ucunda yer alır ve dişleri yoktur. Dikey pozisyonda yüzmesi ile de denizatı, istisnai bir canlıdır. Bir denizatını yüzerken izlemek çok güzel bir deneyimdir, su kolonunda adeta süzülürler.

Hareketlerini sırt (dorsal) yüzgeci ile sağlarlar. Kulak şeklindeki pektoral (göğüs) yüzgeçler ise hareketsiz kalmayı ve yönlendirmeyi sağlar. Kur yapma ve günlük selamlaşma davranışları sırasında renk değiştirdikleri gözlenmiştir. Vücutları kemik halkalarla çevrili denizatlarında dişi ve erkek bireyi ayırt etmek oldukça kolaydır. Dişi bireyde bu halkalar karında da devamlılık gösterirken erkek bireyde kesenin olduğu, yani yavrularını büyüttüğü kesede kemik halkalar bulunmaz. Denizatları, küçük olmalarına karşın gözü doymaz ve obur bir predatördür. Özellikle hareket eden canlı besinleri tercih ederler.

Amphipod türü küçük Crustacea’ler, balık yumurtaları ve diğer küçük omurgasızlar menülerinin başında gelir. Dişleri olmadığı için besini bütün olarak yutarlar. Mideleri olmadığından sürekli besin bulmak zorundadırlar. Genellikle gündüzleri daha aktif olan canlılardır fakat Hippocampus ingens gibi bazı türler, ‘noktürnal’ yani geceleri aktiftir. Denizatlarının bütün türleri denizlerde yaşamaktadır; sığ, ılıman ve tropikal sularda genellikle deniz çayırları, mercan resifleri gibi alanları tercih etmektedirler. Genel olarak 50 derece kuzey ve 50 derece güney enlemleri arasında dağılım gösterirler.

Türlerin çoğu Batı Atlantik ve Hint-Pasifik bölgesinde bulunur. Esas olarak insan aktivitesinden en çok etkilenen 5-30 metre arasında yaşadıklarından dolayı, kıyısal alanların tahribi, denizatı popülasyonlarını ciddi şekilde tehdit etmektedir. Denizatı türlerinde boyut, değişiklik göstermektedir. Tam boy, taç yapının en uç kısmı ile kuyruk ucu arasındaki mesafedir. En büyük denizatı türü olan Hippocampus abdominalis, 30 santime kadar ulaşırken, H. denise 2 santimden küçüktür ve en küçük denizatı olma özelliğini taşır.

Yaşam süreleri 1 ila 5 yıl arasında değişebilen denizatlarının tür sayısının belirlenmesi için yapılan yoğun çalışmalar halen devam etmektedir. Tür sayısı hakkında geçtiğimiz 200 yıl içinde 120’den fazla tanımlama yapılmış; fakat bunların çoğunun ‘sinonim’ isimlendirme (aynı türlere farklı isimlendirme) olduğu belirlenmiştir. Denizatlarının yaşadıkları yere uygun olarak renklerini değiştirebilmeleri ve ortama uyum sağlamak için deri filamentleri oluşturabilmeleri nedenleriyle isimlendirmede böyle bir zorluk yaşanmıştır.

Dünyada geniş kapsamlı bir şekilde denizatı araştırmaları yapan, korunmalarını sağlamaya çalışan ve dünyada denizatları konusunda söz sahibi olan ‘Project Seahorse’ ekibi, geçerli denizatı tür sayısının 33 olduğunu belirtmektedir. Ülkemizde ise sadece iki türü bulunmaktadır. Bunlar Hippocampus hippocampus ve Hippocampus guttulatus’tur. Latince’de ‘Hippos,’ at, ‘campus’ ise tırtıl ya da kurt anlamına gelmektedir. Hippocampus hippocampus, ‘kısa burunlu denizatı’ olarak isimlendirilmektedir. Boyu maksimum 15 santime kadar ulaşır. Taç yapısı oldukça dardır.

Günümüzün Yaşayan Efsanesi: Denizatları - Tahsin Ceylan’ın sualtı fotoğrafı
Fotoğraf: Tahsin Ceylan

Burun boyunun, baş boyunun üçte birinden küçük olması ile diğer denizatı türlerinden ayrılır. Gözlerin hemen yanında belirgin dikenimsi çıkıntılar vardır. Mor, kahverengi, turuncu ve siyah renkli; bazen de beyaz benekli olabilmektedir. Ülkemiz haricinde; Fransa, Yunanistan, İtalya, Malta, Hollanda, Portekiz, Senegal, İspanya’da bulunmaktadır. Genellikle denizin kıyısal kesimlerinde yaşarlar fakat zaman zaman acısulara da girebilirler. Hippocampus guttulatus ise ‘Uzun burunlu denizatı’ olarak adlandırılmaktadır. Maksimum boyu 18 santimdir. H. guttulatus, H. hippocampus’a göre daha büyüktür ve yüzgeç ışınları daha fazla sayıdadır.

Ayrıca H. guttulatus’ta erkek bireylerde kuyruk daha uzundur. Taç yapısı ise küçük fakat oldukça belirgindir. Gözlerin yanında yer alan dikenimsi yapı, bu türde de oldukça belirgindir. Kahverengi, sarı veya beyaz benekli olabilmektedirler. Sırt-yan kısmında soluk renkli çizgiler de görülebilir. H. hippocampus ile dağılım alanları aynıdır. Bu tür, Hippocampus ramulosus ismi ile de anılmaktadır.

Erkeğin hamileliği

Denizatları diğer balıklardan farklı fiziki özelliklerinin yanı sıra, erkekleri hamile kalan doğadaki tek canlı grubu olma özelliğine de sahiptirler. Sualtının en zarif canlılarından biri olan denizatlarında, çiftleşme sürecinde karşımıza çıkan büyüleyici yönlerden biri, üç gün boyunca süren kur yapma davranışlarıdır. Erkek bireyler, dişileri kendine çekebilmek için diğer erkek denizatlarıyla yarışır. Ancak bu birliktelikte aktif olan hamile kalma kararlılığına sahip olan, erkek denizatıdır. Üç günün sonunda dişi birey yumurtalarını, ‘ovipozitör’ adı verilen bir organ yardımıyla erkek bireyin kesesine bırakır.

Erkek birey bu sırada yumurtaları döller, korur ve oksijen sağlar. Dişi bir denizatı erkeğin kesesine bir defada 1000 ila 1500 arasında yumurta bırakabilir. Embriyo, kuluçka kesesinde bulunan kılcal damarlarla beslenir. Başka bir ilginç bir özellik de; bu sırada erkek bireyin, dişilere özgü olan prolaktin hormonu üretmesidir. Hamilelik sürecinde kesenin iç ortamı deniz suyu sıcaklığına yakın bir hale gelir, bu sayede yavrular doğduklarında deniz suyuna adaptasyonda zorluk çekmezler.

Denizatlarının hamilelik süresi; türe, bulunduğu bölgenin sıcaklık, tuzluluk gibi özelliklerine bağlı olarak değişiklik gösterir ve 9-30 gün sonunda 100 ila 300 arasında yavru meydana gelir. Doğum olayı ise yine başlı başına bir görsel şölendir. Erkek kasılarak, bazen de doğumu kolay yapabilmek için karnını taşlara sürterek bu şölenin baş kahramanı olur. Yeni doğan yavrular ise tamamen babadan bağımsız olarak yüzmeye başlarlar.

Eşler ve yaşam alanları

Yavru denizatları 6-12 mm. boyunda doğarlar ve habitata hemen uyum sağlamaya başlar. Denizatları tek eşlidirler. Yapılan araştırmalarda bilim insanları bunu, yaşam sürelerinin kısalığı, fazla enerjilerinin olmayışı ve yavaş hareket etmeleri nedeniyle eş bulmanın güçlüğü olarak yorumluyorlar. Eşini kaybeden denizatı, bir daha eş bulamama riski taşımaktadır. Denizatları her ne kadar ‘ağır kanlı’da olsa, bu mitolojik canlıyı suyun altında, yani doğal yaşam alanında görebilmek ve onu görüntüleyebilmek sanıldığı kadar kolay değildir.

Günümüzün Yaşayan Efsanesi: Denizatları - Tahsin Ceylan’ın sualtı fotoğrafı
Fotoğraf: Tahsin Ceylan

Yaşam alanı olarak genellikle deniz çayırlarının (Posidonia) yoğun popülasyon oluşturdukları bölgeleri seçtiklerinden ve inanılmaz kamuflaj yeteneklerinden ötürü onları ayırt edebilmek oldukça güçtür. Bunun yanında fotoğraf ya da video kamera ile görüntülemeye çalışırken sürekli arkasını döner, 10 santim boyundaki canlının sualtında bana ter döktürttüğü çok olmuştur. O nedenle onu görüntülemek sabır ve özverili bir çalışma gerektirir. Şansınız önce onu suyun altında görebilmekle başlar. Onu yaşam alanında gördüğünüz anda ise peri masallarından çıkmış bir canlı ile tanıştığınızı hissedersiniz.

Farklı kafa yapısı, dik ve kıvrımlı vücudu, kavrama için kullandığı kuyruğu ve sizi sürekli takip eden birbirinden bağımsız muhteşem gözleriyle denizatları, büyüleyici bir görkeme sahiptir.

Prenses’in hikâyesi

“Bir kez yaşa, bin kez hatırla ve her hatırladığında sana mutluluk vermeye devam etsin” dedikleri şeydir prensesin hikayesi. İnsan bir şeyi çok ister ya... İşte ben de, Türkiye kara sularında tüm yaşanmışlığımda var olacak ve hatırlanacak olan o denizatını görüntülemeyi çok istemiştim. Kilometre sınırına bakmadan yollardaydı mavideki ruhum. Yaşamın tanıklığında Kaş’ın mavi suları karşıladı beni, içinde bir prensesi barındırarak. Aradım ve buldum o büyülü, muhteşem gözlerin sahibini. Mütevazı bir yaşam sürüyordu Hidayet Koyu’nun posidoniaları arasında. Uzanan ellerim değil yüreğimdi görüntüleme sevdasında olan.

Üzerinde dünyalar taşıyan gözlerindeki muhteşem büyü sararken bedenimi, ayışığında yıldızları taşıdı bu canlı yüreğime. O kadar mağrur bir duruşu ve bakışı vardı ki suyun altından daha çıkmadan koymuştum adını ‘Princess.’ Yaklaşık 50 milyon yıldır dünyamızda var olan bu nadide canlıları korumak, başta biyolojik çeşitlilik olmak üzere birçok nedenden ötürü çok önemlidir. Denizatı popülasyonu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tehlike altındadır. Ne yazık ki halen birçok ülkede ticareti yapılmaktadır. Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde; astım, solunum güçlüğü tedavisi ve afrodizyak etkisi olacağı inancıyla milyonlarca denizatı tüketilmektedir.

Ayrıca yaşam alanlarını oluşturan habitatların yok edilmesi de türün varlığını tehdit etmektedir. Bu nedenle birçok ülkede, koruma konusunda yasal stratejiler oluşturulmuştur. Bizler de ülkemizde bu büyülü canlının korunması konusunda duyarlı olalım, onları ekolojimizin bir parçası olarak geleceğe taşıyalım ki, muhteşem gözlerinin büyüsü sonsuza kadar sürsün ve yüreğimize sevgi katmaya devam etsin.

Referanslar:

- Taşkavak E., Filiz T., Poseidon ve Denizatları - Ceylan T, Manav E., Büyüsü Zerafetinden Tacı Engin Denizden. - Bilecenoğlu M., Türkiye Deniz Balıkları Atlası. - Debelius H., Mediterranean and Atlantic Fish Guide.